Uzun yıllar boyunca laktat “atık madde” ve yorgunluğun sebebi olarak görüldü. Bu fikrin bir tarihi var ve bilim zamanla tabloyu epey değiştirdi.
20. yüzyılın başında kurbağa kası deneyleri, kasılan kasta oksijen yokluğunda laktik asit biriktiğini gösterdi
1920’lerde Hill ve Meyerhof gibi araştırmacılar kas enerji metabolizması üzerine yaptıkları çalışmalarla Nobel ödülü aldı ve laktat merkezi bir yere oturdu
Sonraki on yıllarda laktatın oksijen varken de üretildiği ve kalp ile kaslarda yakıt olarak kullanıldığı anlaşıldı (laktat mekiği kavramı)
Bugün yorgunluğun tek bir maddeye bağlanamayacağı, birçok faktörün birlikte rol oynadığı kabul ediliyor
Ertesi gün gelen kas ağrısının laktatla ilgisi yok denebilir. Kan laktatı egzersiz bittikten sonra genellikle bir saat içinde dinlenme düzeyine yakın bir yere iniyor.
Gecikmiş kas ağrısı daha çok alışılmamış, özellikle eksantrik yüklemeden (yokuş aşağı koşu, ağırlığı yavaş indirme) kaynaklanan kas hasarı ve buna verilen tepkiyle ilişkili.